Herman Melville etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Herman Melville etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12 Şubat 2022 Cumartesi

Benito Cereno / Herman Melville

 

Benito CerenoBenito Cereno

Benito Cereno’dan…

Aynı gün, ay ve yıl, Sayın Yargıç Doktor Juan Martinez de Rozas, bu Hükümdarlığın Yüce Mahkeme Kurulu Üyesi ve Personel ve Yönetim Hukuku Uzmanı, San Dominick gemisinin kaptanı Don Benito Cereno’ya, mahkemede hazır bulunmasını emretmiş, ki o da sedyesinde, kendisine Tanrı ve Kutsal Haç üstüne, sorulan her soru ve bildiği her şey hakkında gerçeği anlatacağına yemin ettiren Rahip Infalez eşliğinde gelmiş; ve kendi isteğiyle, olayların başlangıcıyla ilgili olarak sorgulandığında, son yılın Mayıs ayının yirmisinde, Callao’ya bağlı Valparaiso limanından gemisine yüklenen ülkede üretilen ürünlerin yanısıra, otuz sandık hırdavat ve madeni eşyayla Mendoza kentinden Don Alexandro Aranda’ya ait her iki cinsten yüz altmış siyahiyle yola çıktığını; gemide yolcu olarak bulunanların dışında gemi tayfası olarak otuz altı kişi bulunduğunu söylemiş; ve Zencilerle ilgili olarak aşağıdaki bilgileri vermiştir:

(Asıl belgede, bunu, Aranda’nın önce kaybolup daha sonra bulunan bazı kayıtlarından, ayrıca tanığın anımsadıklarına dayalı ve burada yalnızca bazı bölümlerinden alıntılar verilen yazılı ifadesine göre derlenmiş, elli adamla ilgili adlar, betimlemeler ve yaşlarla ilgili bir liste izliyordu.)

- On sekiz on dokuz yaşlarında Jose adında biri; efendisi Don Alexandro’nun hizmetine bakan bu adam, dört beş yıldır onun hizmetinde olduğundan İspanyolcası iyi; Francesco adında bir melez, kamarot, iyi bir kişiliği ve güzel bir sesi var, Valparaiso kilisesinde ilahiler söylemiş, Buenos Aires’in yerlisi, otuzbeş yaşlarında.

Dago adında, uzun yıllar mezar kazıcı olarak İspanyolların arasında bulunmuş, açıkgöz bir Zenci, kırk altı yaşında. Afrika doğumlu, altmış yetmiş yaşlarında dört yaşlı Zenci; ancak sağlıkları yerinde, zanaatları kalafatçılık  olan bu adamların adları şöyle: Birincinin adı Muri ve öldürülmüş (Diamelo adındaki oğlu gibi); ikincisi Nacta; üçüncüsü Yola, diğer ikisi gibi öldürülmüş; dördüncüsü Ghofan; ve yaşları otuz - kırk beş arasında olan altı yetişkin Zenci, hepsi de eğitimsiz - Matiluqui, Yan, Lecbe, Mapenda, Yambaio, Akim adlı ve bunlardan dördü öldürülmüş olan Aşantilerin arasında doğup büyümüşler; Atufal adında, Afrika’dayken bir kabile reisi olduğu varsayılan güçlü bir Zenci, sahibi onun çok değerli olduğu kanısında. Ve bir süre İspanyolların arasında bulunmuş, otuz yaşlarında, Senegalli, Babo adında ufak tefek bir Zenci; ötekilerin adlarını anımsayamadığını, ancak Don Alexandro’nun belgelerinin bulunacağından hâlâ umutlu olduğunu, o zaman bunların tümünü değerlendireceğini ve mahkemeye bildireceğini; ve bunların dışında otuz dokuz kadın ve her yaştan çocuklar olduğunu belirtti.

(Sıraya göre düzenlenmiş isim listesi burada bitiyor ve yeminli ifade sürüyor.)

Bu tür seferlerde alışılmış olduğu üzere Zencilerin tümünün güvertede uyuduklarını ve hiç kimsenin prangalı ya da zincirli olmadığını, çünkü sahipleri, arkadaşı Aranda’nın kendisine onların uysal olduklarını söylediğini; yedinci gün limandan ayrıldıktan sonra, sabah saat üçte, nöbette olan iki görevli - ki, bunlar lostromoydu, - marangoz Juan Robles, dümenci Bautista Gayete ve yamağı - dışında İspanyolların hepsi uykudayken, Zencilerin ansızın ayaklanarak, lostromo marangozu ağır yaralayıp ve bazılarını baltalar ve sivri uçlu demirlerle, diğerlerini bağladıktan sonra canlı canlı denize atmak suretiyle, güvertede uyumakta olan on sekiz adamı peşpeşe öldürdüklerini; güvertedeki İspanyollardan canlı olarak bağlayıp bıraktıkları yedi kişiyi gemiyi kullanmaları için sağ bıraktıklarını düşündüğünü, ve bunun dışında, saklanmış üç dört kişinin sağ kaldığını söyledi...

LİNK

11 Şubat 2022 Cuma

Moby Dick / Herman Melville

 

Moby DickMoby Dick

Moby Dick’ten…

Ne olur yani, yaşlı kaptanın biri, «al şu süpürgeyi de güverteyi temizle,» derse bana? Çok mu ağır bir hakarettir bu? Kaç dirhem gelir İncil’in terazisinde? Cebrail’in gözünden mi düşerim, adamı saydım, dediğini hemen yaptım diye? Köle olmayan var mı bu dünyada, sorarım size? Velhasıl, yaşlı kaptanlar bana istedikleri kadar cart curt etsinler, beni istedikleri kadar itip kaksınlar, bunda bir kötülük görmem. Bilirim ki, herkesin başına gelir bu - ister fizik açıdan olsun, ister metafizik açıdan. Dünyanın düzeni bu. Tüm insanlar böyle itilir kakılır. Herkes birbirinin sırtını sıvazlayıp, alınyazısına katlanmalı.

Şu da var, gemiye tayfa olarak bindim mi, zahmetime karşılık para verirler bana. Yolcuların ise bir tek metelik aldıklarını şimdiye dek duymuşluğum yok. Tam tersine, yolcular para vermek zorundadır. Para vermekle para almak arasında da dünyanın farkı var. Para vermek, meyva bahçesindeki iki hırsızın, yani Adem ile Havva’nın başımıza açtıkları dertlerin en büyüğüdür belki de. Şaşılacak şey doğrusu: Paranın yeryüzündeki tüm kötülüklerin başı olduğunu, paralı bir insanın hiç bir zaman cennete gidemeyeceğini biliriz. Gene de, bize verilen paraları el etek öpüp alıveririz. Ah, nasıl da can atarız cehennemlik olmaya!

Son olarak şunu da söyleyeyim. Gemiye tayfa olarak binerken, sağlığımı da düşünürüm, insan elini kolunu işletir, baş kasara güvertesinde temiz hava alır. Çünkü (Pythagoras’ın kurallarına aykırı düşünmeye kalkmazsanız), bu dünyada baştan esen rüzgârlar, kıçtan esen rüzgârlardan çok daha süreklidir. Böyle olunca da, kıç güvertedeki amiralin aldığı hava, İkinci elden bir havadır. Neden derseniz, bu havayı daha önceden baş güvertedeki tayfa alıp vermiştir. Amiral ise, ilk soluk alanın kendi olduğunu sanır; ama hiç de öyle değildir. Bunu birçok başka işde de görürüz: Baştakiler, hiç farkında olmadan, buyrukları altındaki basit insanların ardından gelir.

Peki ama, birçok ticaret gemisinde deniz havası aldıktan sonra, nereden aklıma esti de balina avına gitmeye kalktım diye sorarsanız, bunun karşılığını en iyi kader tanrıçalarının gözle görünmez hafiyesi verir; çünkü o, beni durmadan gözetler, peşimden gelir, ve bilinmez değişik yollardan her yaptığıma karışır. Kuşkusuz, benim bu balina seferine gitmem, kaderin çok önceden hazırladığı görkemli programın bir bölümüydü. Bu balina seferi, çok daha uzun ve büyük iki temsil arasında yer alan kısa bir varyete numarasıydı. Bana kalırsa, programın o kısmı aşağı yukarı şöyleydi:

      BİRLEŞİK AMERİKA CUMHURBAŞKANLIĞI İÇİN ÇEKİŞMELİ BÜYÜK SEÇİM

       Ishmael adında birinin balina seferi

AFGANİSTAN’DA KANLI BİR SAVAŞ

Neden bu tiyatro yönetmeni hatunlar bana balina avında entipüften bir rol verdiler de; kimine büyük tragedyalarda görkemli roller, kimine kibar komedyalarda kısa ve kolay roller, kimine de kaba soytarılık oyunlarında keyifli roller dağıtırlar? Orasını pek bilmem doğrusu. Bununla beraber, o zaman olup bitenler şimdi aklıma geliyor da, çeşitli kılıklara bürünen bir sürü kurnazlıklarla kandırılıp, gizliden gizliye dürtüklemelerle, bu rolü oynamaya nasıl sürüklendiğimi sezinler gibi oluyorum. Üstelik öylesine aldandım ki, bu işe hiç kimse karışmadan, sırt kendi isteğimle, kendi kafamla düşüne taşına girdiğimi sanıyordum.

Beni sürükleyen şeylerin en başta geleni, kafama takılan o dayanılmaz büyük balina hayali oldu. O korkunç, o gizemli canavardı tüm merakımı uyandıran. Sonra o vahşi denizler, balinanın bir ada gibi koca gövdesini gezdirdiği uzak denizler; onun yarattığı baş edilmez, akla hayale sığmaz tehlikeler; görülecek, duyulacak binbir hârika, Patagonia’nın büyülü manzaraları - tüm bunlar beni baştan çıkardı. Bunlar bir başkasını belki de böyle çekmezdi; ama ben hep uzak şeylerin özlemiyle yanar tutuşurum. Yasak denizlere açılmaya, vahşi kıyılara çıkmaya can atarım, iyi şeylerin ne olduğunu bilirim ama, kötü şeyleri de çabucak kavrarım; ve hemen anlaşıveririm onlarla - bırakırlarsa, elbette. Çünkü insanın, çevresindeki tüm komşularla dostluk etmesi iyi bir şeydir...

LİNK